İstanbul Başakşehir'de 15 yaşındaki bir öğrencinin sekiz öğrenciyi bıçakladığı ve bir öğrencinin hayatını kaybettiği son saldırı, Türkiye'de son aylarda okullarda ve okul çevresinde yaşanan şiddet olaylarını yeniden gündeme taşıdı.

Eylül ayında da Manisa'nın Turgutlu ilçesinde 15 yaşındaki bir çocuk lise yakınında av tüfeğiyle ateş açmış, 11 öğrenci yaralanmıştı.

Saldırıların nedenleri ve koşulları birbirinden farklı. Ancak yaşanan olaylar şu soruyu gündeme getiriyor: Bir okul saldırısı, başka bir çocuk veya ergen için şiddetin nasıl gerçekleştirilebileceğine ilişkin bir modele dönüşebilir mi?

TBMM'de okul saldırılarını araştıran komisyonda da "taklit" etkisi gündeme geldi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Ulukol, 13 Mayıs'taki sunumunda medyada görülen saldırıların taklit edilip edilmediğine ilişkin soruyu yanıtlarken, takip ettikleri 10 ve 12 yaşındaki iki çocuğun şiddet eğilimi gösterdiğini anlattı.

Ulukol, 10 yaşındaki çocuğun "Keşke bizim okulumuzda da o Kahramanmaraş'taki okulda olan saldırı gibi saldırı olsa da biraz heyecan yaşasak" dediğini aktardı.

Bir saldırı diğerini tetikleyebilir mi?

DW Türkçe'den Pelin Ünker'e konuşan Uzman Klinik Psikolog Çağla Yaşın, özellikle çocukluk ve ergenlikte çevrede görülenlerin henüz biçim bulmamış duyguların nasıl ifade edilebileceğine ilişkin modeller sunabildiğini belirtiyor.

Yaşın, bir okul saldırısının başka bir saldırıyı doğrudan yarattığını söylemenin fazla doğrusal olacağı uyarısında bulunuyor. Ancak yoğun öfke, aşağılanma, dışlanma, görünmezlik veya intikam düşünceleri taşıyan bir genç için başka bir kişinin eyleminin, daha önce biçimsiz olan bir iç yaşantıya biçim verebileceğini söylüyor.

"Bir genç saldırganın hikayesinde kendi dışlanmışlığını bulabilir, onun öfkesini kendi öfkesiyle eşleştirebilir daha da önemlisi saldırganın eyleminden sonra elde ettiği olağanüstü görünürlüğü fark edebilir. Daha önce yalnızca kimse beni görmüyor olarak yaşanan bir deneyim, böyle yaparsam herkes görür gibi tehlikeli bir senaryoya bağlanabilir."

Yaşın, görülen bir eylemin aynı eylemin gerçekleştirileceği anlamına gelmediğini vurguluyor. Öfkenin söze, oyuna, ilişkiye veya yardım istemeye yöneltilemediği ve gencin kendisini aşağılanmış ve güçsüz hissettiği durumlarda şiddetin bir "çıkış" gibi algılanabileceğini belirtiyor.

Bir çocuğun saldırıyı "heyecan verici" bulmasının tek başına saldırı niyeti olmadığını söyleyen Yaşın, çocuğu hemen susturmak yerine düşüncenin nereden geldiğine ve nasıl bir örüntüye dönüştüğüne bakılması gerektiğini vurguluyor.

Okul saldırılarında 13 gün neden önemli?

2015'te bilimsel dergi PLOS ONE'da yayımlanan "Contagion in Mass Killings and School Shootings" araştırmasında ABD'deki okul saldırılarında istatistiksel olarak anlamlı bir "bulaşma" etkisi saptandı. Modelde bu etkinin ortalama 13 gün sürdüğü ve her saldırının ortalama en az 0,22 yeni olayla ilişkili olduğu hesaplandı.

Ancak bu sonuç, her saldırıdan sonraki 13 günün kesin bir "tehlike dönemi" olduğu veya saldırıyı medyada gören çocukların benzer bir eylemi gerçekleştireceği anlamına gelmiyor. Araştırma olayların zaman içindeki kümelenmesini ölçtü, medyanın buna neden olup olmadığını doğrudan test etmedi.

2022'de bilimsel yayın Significance'da yayımlanan bir makale ise farklı bir sonuca ulaştı. ABD'de 2000-2018 arasındaki toplu kamusal silahlı saldırıları inceleyen araştırmacılar, bir saldırının ardından birkaç hafta içinde yeni bir saldırı riskinin arttığına veya yoğun medya ilgisinin kısa vadede yeni saldırıları tetiklediğine ilişkin kanıt bulamadı. Ancak medyanın uzun vadeli birikimli etkisi ihtimalini dışlamadı.

Yaşın ise psikolojik açıdan önemli olanın saldırı sonrasında oluşan yoğun görünürlük dönemi olduğunu belirtiyor.

Okul saldırılarında taklit riski nasıl anlaşılır?

Nisan ayında Kahramanmaraş'taki okul saldırısının ardından 14 yaşındaki failin WhatsApp profilinde Elliot Rodger'a atıfta bulunan bir görsel kullandığı tespit edildi. Bilgisayarında da saldırıdan dört gün önce oluşturulmuş, yakın dönemde büyük bir eylem gerçekleştireceğine dair bir belge bulundu.

Yaşın, önceki saldırganlara ilgi duymanın veya şiddet içeriklerine merakın tek başına bir çocuğun tehlikeli olduğunu göstermediğini, merak, özdeşleşme ve hazırlığın birbirinden ayrılması gerektiğini söylüyor.

"Risk çoğu zaman tek bir büyük işaretle değil, birbirine yaklaşmaya başlayan küçük işaretlerle görünür olur."

Yaşın, failin "merak edilen kişi" olmaktan çıkıp çocuğun kendisini anlattığını düşündüğü bir kişiye dönüşmesinin farklı değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Saldırı görüntülerini sürekli izleme, failleri yüceltme, saldırganların sembol ve dilini benimseme, belirli kişilere yönelik yoğun kin, tehdit ve ayrıntılanan şiddet fantezilerinin bu örüntünün parçaları olabileceğini aktarıyor.

Düşüncenin belirli hedef, zaman, yöntem veya hazırlık içermeye başlamasının riski yükselttiğini söyleyen Yaşın, gerektiğinde aile, okul ve ruh sağlığı uzmanlarının birlikte hareket ederek acil güvenlik değerlendirmesi yapması gerektiğini belirtiyor. "Şefkat sınırın alternatifi değil" diyor.

Sosyal medya nasıl etkiliyor?

Yaşın, sosyal medyanın yalnızca içeriği göstermediğini, dikkatin nereye ve ne kadar süreyle yöneltileceğini de şekillendirdiğini söylüyor. Saldırı görüntülerinin ve failin hikayesinin tekrar tekrar karşıya çıkmasının olağanüstü olanı tanıdıklaştırabileceğini ifade ediyor.

Kırılgan bir genç açısından saldırganın uzak bir haber kişisinden ortaklık kurulabilen bir figüre dönüşebileceğini belirten Yaşın, dijital topluluklarda öfke ve düşmanlığın da birbirini doğrulayarak büyüyebileceğini aktarıyor.

"'Bunu yalnızca ben düşünüyorum' duygusu, 'biz böyle düşünüyoruz'a dönüşebilir."

Bu nedenle yalnızca ekran başında geçirilen süreye değil, çocuğun hangi içeriklere tekrar tekrar döndüğüne, bunların yarattığı duygulara ve kimlerle iletişim kurduğuna da bakılması gerektiğini belirtiyor.

Saldırılar nasıl haberleştirilmeli?

Yaşın, medyanın gerçeği görünür kılmasıyla saldırgana "sahne vermesi" arasında ayrım yapılması gerektiğini söylüyor.

"Bir şeyi görünür kılmakla ona sahne vermek aynı şey değil. Çocukları koruyan habercilik de gerçeği saklayan habercilik değildir."

Failin yüzü, adı, silahları, manifestosu ve saldırı görüntülerinin tekrar tekrar dolaşıma sokulmasının görünürlüğü büyütebileceğini belirten Yaşın, kırılgan bir genç açısından bunun "Bunu yaptığında herkes sana bakıyor" mesajına dönüşebileceğini söylüyor.

Yaşın, haberlerin odağının failden etkilenenlere, saldırının yönteminden sonuçlarına ve "Nasıl yaptı?" sorusundan olayın nasıl daha erken fark edilebileceğine kaydırılabileceğini ifade ediyor.

Çocukların şiddetten korunmasının yalnızca silaha veya zararlı içeriğe erişimin engellenmesinden ibaret olmadığını vurgulayan Yaşın, okullarda aidiyet, öğretmen desteği, duygu düzenleme ve yardım isteme imkanlarının güçlendirilmesi, çocukların sosyo-duygusal durumlarının da izlenmesi gerektiğini belirtiyor.

Yaşın'a göre güvenlik yalnızca çocuğa bırakılamaz. Aile, okul, ruh sağlığı hizmetleri, yerel yönetimler ve hukuki mekanizmaların koruyucu bir yapı oluşturması gerekiyor.